Snnurfa.com imtiyaz sahibi Gazeteci AHMET Arıkan, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyon ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Arıkan, bu savaşın yalnızca iki ya da üç ülkeyi ilgilendiren bir gelişme olmadığını, bu çatışmanın orta doğu’nun kırılgan dengelerini, küresel güç mücadelesini ve bölge halklarının geleceğini doğrudan etkileyebilecek bir sürecin kapısını araladığını belirtti.
GÜÇ DENGESİ VE STRATEJİK HESAPLAR
Gazeteci Ahmet Arıkan yazısında şu değerlendirmelere yer verdi; ABD ve İsrail’in askeri kapasitesi, teknolojik üstünlüğü ve küresel ittifak ağı tartışmasız güçlü. İran ise uzun yıllardır ambargolar, yaptırımlar ve bölgesel baskılar altında kendi savunma doktrinini şekillendirmiş, asimetrik savaş kabiliyetini geliştirmiş bir ülke.
Burada mesele yalnızca askeri güç değil; irade, sabır ve bölgesel ittifakların seyri belirleyici olacak. İran’ın doğrudan savaş yerine vekil güçler, siber hamleler ve bölgesel denge unsurları üzerinden karşılık verme ihtimali, çatışmayı zamana yayabilir.
SAVAŞIN KAZANANI OLMAZ
Tarih bize gösteriyor ki Orta Doğu’da başlayan hiçbir büyük çatışma kısa vadede bitmiyor. Her savaş;
- enerji fiyatlarını artırıyor,
- küresel ticareti sarsıyor,
- masum sivillerin hayatını altüst ediyor.
Bugün İran’da, İsrail’de ya da başka bir bölgede yaşanan her patlama, aslında küresel ekonomiyi ve siyasi istikrarı da etkiliyor. Petrol ve doğalgaz hatlarının bulunduğu bir coğrafyada savaşın genişlemesi, dünyada ciddi ekonomik dalgalanmalara yol açabilir.
TÜRKİYE’NİN KONUMU
Türkiye, bu krizden en fazla etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Coğrafi konumu, enerji geçiş yolları üzerindeki rolü ve hem Batı hem de Doğu ile diplomatik temasları nedeniyle Türkiye dengeli bir politika izlemek zorunda.
Türkiye açısından öncelik;
- sınır güvenliği,
- enerji arz güvenliği,
- ekonomik istikrarın korunmasıdır.
Ayrıca olası bir göç dalgası ihtimali de göz ardı edilmemeli. Bölgesel bir savaşın büyümesi, yeni insani krizleri beraberinde getirebilir.
DİNİ VE VİCDANİ BOYUT
Müslüman coğrafyaların yeniden bir savaş atmosferine sürüklenmesi, yalnızca siyasi değil, insani bir meseledir. Hiçbir ülkenin toprak bütünlüğünün ve halkının güvenliğinin tehdit altında olması kabul edilemez. Ancak çözümün silah değil diplomasi olduğu da unutulmamalıdır.
Tarafların sert açıklamaları ve askeri hamleleri, kısa vadede güç gösterisi olarak yorumlanabilir. Fakat uzun vadede kalıcı barışın yolu masadan, diyalogdan ve uluslararası hukuktan geçer.
SONUÇ
ABD-İsrail ile İran arasında başlayan bu gerilim, eğer kontrol altına alınmazsa bölgesel bir savaşa dönüşebilir. Bu durum, sadece taraf ülkeleri değil tüm Orta Doğu’yu ve hatta dünyayı ekonomik ve siyasi açıdan sarsabilir.
Türkiye’nin bu süreçte serinkanlı, dengeli ve diplomatik ağırlığını koruyan bir tutum sergilemesi hayati önem taşıyor. Çünkü savaşın kazananı olmaz; kaybedeni ise çoğu zaman masum halklar olur.
















